ESTETİK EĞİTİMDE GÜZEL VE İYİ ARASINDAKİ BAĞ 10 Mayıs 2017 – Posted in: Sanata Dair

Yrd. Doç. Yusuf Baytekin BALCI

Estetik alanın temel kavramı güzel ile ahlak alanının temel kavramı iyi arasında güçlü bir bağ vardır. Eski Yunan’dan günümüze kadar her iki kavram arasındaki ilişki tartışılmıştır. “Güzel” ve “iyi”nin aynı olduğu görüşlerin yanı sıra, farklı olduğunu savunan görüşlerde bulunmaktadır.

Antik dönemdeki düşünürler, güzel ve iyi kavramlarını aynı olarak görmüşler, dolayısıyla estetik alanı etik bir temellendirme içinde ele almışlardır. Grek filozoflarının hepsinde; Sokrates, Ksenophon, Platon ve Aristo felsefesinde bu durum görülmektedir. Grek döneminde, güzel ve iyinin aynı olduğu anlamına gelen kalokagathia, dönemin filozofları tarafından kabul görmüş bir kavramdır. Bu kavram ilk defa Sokrates’in öğrencilerinden Ksenophon’un “Sokrates Hatıraları” adlı diyalogunda tartışılmıştır. Diyalog, Sokrates ile Aristippos arasında geçer. Sokrates, güzeli tanımlarken hep iyi olan şeylerden örnekler verir. Aristippos, bu örnekler karşısında “bir çöp sepetinin güzel olup, olmayacağını” sorar. Sokrates, çöp sepetinin de maksada uygun olduğu takdirde güzel olabileceğini, güzel ve iyinin aynı anlama geldiğini ifade eder. Güzel ve iyinin aynı anlama geldiği sözcüğün kalokagathia olduğunu söyler. (Tunalı, 1996: 24 )

Güzel kavramı, Platon’un çözümlemeye çalıştığı ana kavramlarından biridir. Güzel kavramını gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinde ele alarak sorgular. Her döneminde farklı sonuçlara ulaşır. Hocası Sokrates’in görüşleri etkisinde kaldığı gençlik döneminde güzel kavramının mutlak tanımını yapmakta başarılı olamaz. Bu döneme ait güzelin irdelendiği diyalog “Büyük Hippias” diyalogudur. Diyalog, Sokrates ve Büyük lakaplı Hippias arasında geçmektedir. Diyalogda Sokrates, Hippias’a “güzel nedir?” sorusunu sorar. Hippias’ın yaptığı ilk tanımlar göreceliliğe dayanan, herkese göre değişebilecek türde tanımlardır. Oysaki Sokrates’in aradığı, herkes tarafından kabul görecek mutlak tanımdır. Hippias’ın yaptığı tanımlardan bazılarının mutlak tanım anlayışına uydukları için bu tanımları sorgular. Bu tanımlardan biride “Güzel Faydalıdır” tanımıdır. Tanımı şöyle irdeler ve çürütür: “Faydalı olan şey, aynı zamanda iyi olan şeydir. O halde fayda yerine iyiyi koyabiliriz. Bu durumda tanım -Güzel iyidir- haline gelir.  İyide kalokagathia’dan dolayı güzele eşittir. Tanımda iyinin yerine de güzeli koyduğumuzda, tanım son hali olarak -Güzel güzeldir- haline gelir ki böyle bir tanım kabul edilemez.” Diyalogdan anlaşıldığı gibi, Platon, “güzel faydalıdır” tanımını sorgularken kalokagathia’ya dayanarak tanımı çürütüyor. Çünkü onun için kalokagathia, tartışmasız doğru olarak kabul edilmektedir. Başka deyişle ona göre güzel ve iyi aynı anlama gelen kavramlardır. (Tunalı, 1996: 29)

Aristo, güzel kavramını Platon kadar derinlemesine sorgulamasa bile onun öğretisinde de estetik alan ile ahlak alanının aynı ilgi içinde ele alındığını görüyoruz. Örneğin, mimetik obje bakımından sanatı sınıflandırmasında estetik değerlendirme ile ahlaki değerlendirmeyi bir arada, aynı ilgi içinde çözümlemeye çalışmıştır. Bu sınıflandırma, mimetik obje olan insanın Eski Yunan’ın sınıflı toplumsal yapıdaki yerine göre yapılmıştır. Buna göre, üç temel sınıfta yaşayan insan vardı; üst sınıf, orta sınıf ve alt sınıf. Sanatçının taklit objesi olarak ele aldığı ve eserinde yansıttığı insan her sınıftan da olabilirdi. Aristo’nun değerlendirmesine göre, sanatçı eserinde eğer üst sınıftan birini taklit etmişse o eser niteliklidir, aynı zamanda sanatçısının ahlaki düzeyi de iyidir. Sanatçı, eserinde orta sınıftan birini taklit etmişse, eser sıradandır; sanatçının ahlaki durumu da sıradanlık taşır. Eğer sanatçı alt sınıftan birini taklit etmişse o eser niteliksizdir, sanatçısının da ahlaki düzeyi düşüktür, hafif meşrep karakterlidir. Görüldüğü gibi Aristo, sanat eserine yönelik estetik değerlendirmesini ahlaki temellere dayandırarak açıklamıştır. (Tunalı, 1996:101)

Aristo’nun katharsis anlayışında da bunu görmekteyiz. Katharsisi insanın içindeki kötülüklerden arınması, temizlenmesi olarak açıklayan Aristo, tragedya ve müzik sanatı yoluyla katharsise ulaşılabileceği görüşündedir. Tragedyalar yoluyla katharsise ulaşılabilmesi için oyuncular rollerini çok iyi oynamalı ve izleyici üzerinde inandırıcı olmalıdır. Ayrıca tragedyaların konuları acıma ve korku duyguları uyandırmalıdır. İzleyicinin tragedya konularında yer alan kötülüklerin kendinde acıma ve korku duyguları uyandırmasıyla içindeki kötülüklerden arınarak, iyiye yönelmesi olumlu davranışlar geliştirmesi söz konusudur. Nasıl ki acı bir ilaç hastalığı iyileştirebiliyorsa, izleyici de acıma ve korku duygularını hissederek içindeki kötülüklerden arınabilir. Özellikle dinsel içerikli müzik dinletilerinin de inananlar üzerinde, inançlarına olan bağlılıklarının güçlenmesi ve içindeki kötülüklerden arınmasına önemli etkisi vardır. (Tunalı, 1996: 115)

İlkçağ Yunan filozofları gibi güzel ve iyi kavramlarını aynı ilgi içinde gören düşünürlerden Schiller’e göre güzel yalnız duyusallığa dayanmaz, akla da dayanmaktadır. Ona göre insan, duygusal olanla akılsal olanı üst düzeyde kaynaştırabildiği zaman ideal uyuma ulaşabilecektir. İnsan sanatla uğraşarak bu uyumu gerçekleştirebilir. Bu uyumu gerçekleştiren insan, estetik insandır. Schiller güzel kavramını şöyle açıklar: “Güzel, duyularımızla kavradığımız bir estetik objenin, bizde uyandırdığı bir etki sonucunda duygu yüklediğimiz bir değer değildir. Aynı zamanda akıl yönü de vardır. Akıl ise ahlakın, dolayısıyla iyinin de kaynağıdır. Bu nedenle güzel aynı zamanda iyi olandır.” (Turgut, 1991: 71)

18. yüzyılın önemli düşünürlerinden olan Kant, güzel ve iyi kavramlarının aynı olduğu görüşünü paylaşmaz. Güzeli; iyi, yararlı ve hoş kavramlarından farklı olarak açıklar. Güzel yargısında bulunmanın temel koşulu, hiçbir karşılık gözetmemektir. Herhangi bir çıkar varsa bu isteme yetisiyle ilgilidir ve güzel değildir. İyi olan bu yönüyle güzel olandan farklıdır. Çünkü bir çıkara bağlıdır ve isteme yetisiyle ilgilidir. (Timuçin, 1998: 68)

Buraya kadar estetik alanın önemli düşünürlerinin güzel ve iyi kavramlarıyla ilgili görüşlerini vermeye çalıştık. Bu kısımda da bu görüşlerin estetik eğitimle ilgisini kurmaya çalışacağız.

Estetik eğitimle tümel anlamdaki bir sanat eğitimden söz edilmektedir. Sanat eğitimi alanındaki kavram karmaşası ve yanılgıları nedeniyle “Estetik Eğitim”in doğru seçilmiş bir kavram olduğunu düşünüyorum. Sanat eğitimi denildiğinde kapsamsal tanım olarak, “Bütün sanat dallarını kapsayan yaratıcı eğitim süreci” olarak bilinse de günlük yaşamdaki kullanılan yaygın anlamıyla görsel sanatlar alanındaki eğitim kastedilmektedir. Estetik eğitim ise, görsel sanatlar, müzik, sinema, edebiyat gibi sanatın tüm dallarını kapsayan yaratıcı eğitim süreci olmakla beraber güzeli arayan, duyguları eğiten bir eğitim süreci olarak da anlaşılmaktadır.  Bu nedenle, sanat eğitimi yerine metnin içeriği gereği estetik eğitim kullanılmıştır.

Estetik eğitim yalnızca yetişmekte olan bireylerin eğitim sürecini değil, yetişkinlerin eğitim sürecini de kapsar. Estetik eğitimin örgün eğitimdeki karşılığı müzik ve görsel sanatlar dersleridir. Her iki ders, -belki de ülkemize özgü- yaygın anlayışla yetenek dersleri olarak bilinmektedir. Bu temelden yanlıştır. Bu dersler herkese verilmesi gereken zorunlu derslerdir. Her iki dersinde kendilerine özgü sanatsal, kültürel, kişisel ve toplumsal amaçları vardır. Ancak, bu derslerin örtüşen temel ortak amacı yetişmekte olan bireylere estetik duyarlık kazandırmaktır.

“Sanat yoluyla eğitim” kuramının savunucusu olan Read’a göre; duyuların eğitimi insan bilincinin ve zekasının ve dahası yargı yeteneğinin temelini oluşturur. Eğer bu duyular dış dünya ile sürekli ve uyumlu ilişki içinde olursa, toplumda kendisiyle barışık toplumla bütünleşmiş, tutarlı bir kişilik yaratılmış olur. Böyle uyumlu bir bütünlük sağlanmazsa, ruhsal açıdan dengesiz tipler yaratmakla kalmayıp daha da korkuncu doğal olana karşılık yalnız ussal ve mantıksal gerçekleri  yaşama uygulamaya çalışan katı bir düşünce sisteminin de yaygınlaşmasına neden olur.(Kırışoğlu, 1991: 30)

Güzel ve iyi kavramlarının farklı kavramlar olduğunu kabul etsek bile, bu kavramlar arasında güçlü bir bağ olduğu görülmektedir. Güzel kavramı aynı zamanda davranış biçimleriyle de ilgilidir. Estetikçiler ile ahlakçılar alanlarını ayrı tutmak adına bu iki kavramı tamamen ayrı kavramlar olarak gösterseler bile, her iki kavramda sıklıkla birbiriyle karışır. Timuçin’in dediği gibi “Güzelden yola çıktığımızda iyiyle yüz yüze geliriz, iyiden yola çıkrığımızda güzeli karşımızda buluruz.” (Timuçin, 1998: 19).

Günlük yaşantımızdaki konuşmalarımızda da güzel ile iyiyi sıklıkla karıştırırız. Örneğin bir kişinin ahlaki durumuyla ilgili belirleme yaparken “Güzel insan” deriz. İçinin güzelliği yüzüne vurmuş deriz. Veya bunun tersi kötü bir kişilik belirlemesi yapmak için, “Ne çirkin insan, içinin kötülüğü yüzüne vurmuş” deriz. Sanata karşı duyarlılığımızı da belirtirken güzel ve iyiyi aynı ilgi alanı içinde kullanabiliriz. Sinemadan çıktığımızda izlediğimiz filmle ilgili “çok güzel film” dediğimiz gibi, “çok iyi film” dediğimizde olur. Bunun tersi durumunda “çok çirkin film” pek demeyiz ama “çok kötü bir film” değerlendirmesini daha çok kullanırız.

Görsel sanatlar ve müzik dersleri estetik duyarlılığı kazandırırken aynı zamanda dolaylı olarak ahlaki duyarlılığı da kazandırmaktadır. Estetik kişilik yapısına sahip bir kişi nasıl güzeli ve çirkini ayırt edebiliyor ve güzelden yana tavır alabiliyor ise, bu yeterliğe sahip olmayanlara göre iyiyi ve kötüyü daha iyi anlayabilir ve iyiden yana tavır alabilir. Dolayısıyla estetik eğitimi, estetik değerlerin yanı sıra etik değerlerin gelişmesinde de önemli rol oynamaktadır.

Estetik eğitimi, tüm insani değerlerden haz duyan, kendisini ve diğer insanları seven, duygularını başkalarıyla paylaşabilen, yaratmanın hazzını duyabilen, toplumsal bir varlık olma bilincini ve sorumluluğunu taşıyan, yaratıcı, yapıcı, zihinsel ve duygusal gelişimi sağlıklı, dengeli bir kişilik geliştirmeyi amaçlamaktadır. .(Tunç, 1984: 1)

Estetik eğitimin örgün ve yaygın eğitim alanlarında gerçek yerini almasıyla, estetik duyarlılığın gelişmesine paralel olarak ahlaki duyarlılığa da sahip bireylerin yetişmesi mümkün olabilecektir. Böyle bir toplumsal yapıda, şiddet gibi insan haklarına ve çocuk haklarına aykırı, çağdaş toplumun ahlak kurallarına uymayan davranışlar oldukça azalacaktır.

KAYNAKÇA

  1. Kırışoğlu, O. Tekin. (1991). Sanatta Eğitim, Görmek, Anlamak, Yaratmak. Ankara: Demircioğlu Matbaası.
  2. Telli, Hidayet. (1991). Türkiye’de Resim Öğretimine Genel Bir Bakış. Ortaöğretim Kurumlarında Resim İş Öğretimi Sorunları. Ankara: TED Yayınları.
  3. Timuçin, Afşar. (1998). Estetik. İstanbul: Ceylan Matbaası.
  4. Tunalı, İsmail. (1996). Grek Estetiği. İstanbul: Remzi Kitabevi.
  5. Tunç Handan. (1984). Temel Eğitim I. Basamağında Sanat Eğitimi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara: A. Ü. Eğitim Bilimleri Enstitüsü.
  6. Turgut, İhsan. (1991). Sanat Felsefesi.İzmir: Bilgehan Matbaası.